30 Aralık 2009 Çarşamba

Eskişehir'e Gidiyoruz

Ben Eskişehir'i hiç görmedim. Yolum düşmedi, ne yapayım. Askerdeyken can sıkıntısından bilgisayarda e-kitap olarak duran "Bu İşte Bir Yalnızlık Var"ı okumuştum. Tuna Kiremitçi Eskişehirli mi bilmiyorum, kitapta çok ayrıntılı Eskişehir tasvirleri vardı. Biraz oradan gözümde canlanmışlığı var, biraz da Gökçe'nin anlattıklarından. Kendisi öğrenciyken 3 ya da 4 kere Eskişehir'e gitmiş çünkü. Sonuncu gidişi ben askerdeykendi.

Seçim dönemlerinde gazetecileri şehir şehir dolaşıp halkın nabzını tutarlar ya, işte mart ayındaki yerel seçimlerden önce de çoğu gazete son güne İzmir ile Eskişehir'i bırakmıştı. Nedeni de bu iki şehir Türkiye'nin en batılı, en modern halklarına sahip, solun kalesi olarak bilinen kentleriymiş. Bana sorsalardı ben İzmir'in yanına Antalya'yı koyardım ama demek ki bu ünvan Eskişehir'e geçmiş artık.

Yılın son günü bankacıların en zorlu günlerinden biri olduğundan Gökçe'nin erken çıkması mümkün değil. Bizim de o saatten sonra İzmir'e gidip yılbaşına yetişmemiz mümkün değil (yetişsek de ucu ucuna). O yüzden biz de gece hayatı hareketli, Bursa'ya yakın öğrenci kenti Eskişehir'e gidip yılbaşını ve haftasonunu orada geçirmeye karar verdik. Bakalım, yazarların, gazetecilerin modern diyerek övdükleri Eskişehir benim beklentilerimi de karşıalayacak mı...

29 Aralık 2009 Salı

Eski Sevgiliye Kapak

Geçen yaz, internet kullanıcıları arasında çok hızlı yayılan bir video vardı. Videoda Fulya adında bir genç kız, erkek arkadaşı Mert tarafından aldatıldığını söylüyordu ve intikam almak için de Mert’in özel eşyalarını Gittigidiyor’da satacağını söylüyordu. Gerçekten de videoda görünen eşyalar, belirttiği kullanıcı adıyla Gittigidiyor üzerinde 1 TL’den satışa çıkarılmıştı. Ana haber bültenlerine ve gazetelere konu oldu. Herkes gibi ben de bu videoyu gerçek sandım ama sonradan öğrendik ki Gittigidiyor’un reklam kampanyasıymış. Ben hatta bu kullanıcıya mesaj göndermiştim. "Açık artırma kapandığı için fotoğraf makinesinin kaça satıldığını göremiyorum. Kaça satıldı?" yazmıştım. Cevap gelmedi. :) Bu kampanya sayesinde Gittigidiyor’un kayıtlı kullanıcı sayısı %97 artmış.


Bu reklam kampanyası, Digital Age Konferansı’nda “2009’un En Başarılı Dijital Kampanyası” seçildi. Bu reklam videosunu ve kampanyanın hikayesini şu adreste bulabilirsiniz: http://blog.gittigidiyor.com/2009/12/15/eski-sevgiliye-kapak-yilin-en-basarili-dijital-kampanyasi-secildi

Ayrıca dikkatimi çeken ufak bir ayrıntı: Fulya karakteri İzmir'de yaşıyor.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Dealextreme.com

Hong Kong'a yerleşik çok güzel bir online alışveriş sitesi var: www.dealextreme.com . Güzel olmasının birçok nedeni var, başlıcaları şunlar:

* Alışverişinizin bedeli ne kadar olursa olsun kargo ücretsiz.
* Paypal'le ödeme alıyor, böylece siteye kredi kartı bilgilerinizi vermiyorsunuz.
* Tek basamaklı fiyatı olan binlerce ürün var. Ürünlerin çoğu Çin malı.

Site siparişlerinizi Hong Kong postasıyla gönderiyor, yani bir DHL ya da UPS hızı beklememek lazım. Zamanın önemli olmadığı siparişleri bu siteden vermek lazım. Buna karşın da kargo ücreti ödememek, geç gelmesini dert etmenizi önlüyor.

Siteden alışveriş yapmadan önce hem Türklerden hem de dünyanın çeşitli ülkelerindeki diğer müşterilerden olumlu yorumlar okumuştum. Kargo ücretsiz olduğu gibi, satış sonrası hizmetleri de gayet iyiymiş. Aldığınız birkaç dolarlık Çin malı yan sanayi ürünü bozuk çıkarsa yenisini sorunsuz bir şekilde gönderiyorlarmış.

Ben de ilk denememi yapmak için ihtiyacım olan, aynı zamanda çok ucuz bir ürün seçtim: Nikon SLR fotoğraf makineleri için uzaktan kumanda. Sitede fiyatı 3.88$. Kemal'in (Köksal) de siteden sipariş vermek istediği iki parça ürün vardı. İhtiyaçlarımızı birleştirerek siparişimizi 8 Aralık günü verdik. Siparişlerimiz az önce elimize geçti. Tatiller dahil tam 20 günde gelmiş oldu. Kargo ve posta hizmetlerinin en yoğun olduğu zaman olan yılbaşı arifesinde Hong Kong'dan Türkiye'ye 20 gün çok iyi bir süre bence.

Uzaktan kumandamın çalışıp çalışmadığını akşam deneyeceğim ama şu an için bu alışverişten ekstra memnun kaldım. Çinli abilerime buradan selam ederim. Siteyi de herkese öneririm.

Siteyle ilgili Türkçe yorumlar:
Ekşi Sözlük - http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=dealextreme
Bildirgec.org - http://www.bildirgec.org/yazi/dealextreme-com-hakkinda-merak-ettikleriniz
WebTurka - http://www.webturka.com/dealextreme-ile-cinden-urun-satin-alin.html
İtü Sözlük - http://www.itusozluk.com/goster.php/dealextreme+com
Teknogurk - http://teknogurk.blogcu.com/cin-den-kolay-ve-ucuz-alisveris/4627182

25 Aralık 2009 Cuma

Aşk-ı Memnu'daki İtalyanca Şarkı

Aşk-ı Memnu dizisinin 24 Aralık 2009'da yayınlanan 55. bölümünün son kısmında çok güzel İtalyanca bir şarkı seslendirildi. Diziyi bıraktım, büyük bir keyifle müziği dinlemeye başladım. Bugün öğrendim ki çok kişiyi benzer şekilde etkilemiş.

Merak edenler için şarkının adı "notte di luce" imiş. "Nights in White Satin"in İtalyanca versiyonu.

Sözleri şu şekilde:

notte di luce // ışığın gecesi
una notte infinita // sonsuz bir gece
una lettera che// bir mektup ki
non sará mai spedita// asla gönderilmeyecek

cos'è la realtà // gerçek nedir?
lo non lo so più // artık bilmiyorum
ad occhi aperti// açık gözlerle
il mio sogno sei tu// sen benim rüyamsın

io ti amo // seni seviyorum
si, ti amo// evet, seni seviyorum
quanto ti amo! // seni ne kadar çok seviyorum!

guardo la gente// insanlara bakıyorum
mano per mano// el ele
nessuno capisce// kimse anlamaz
quello che provo// ne hissettiğimi

respiro il silenzio // soluyorum sessizliğini
dei tuoi pensieri// senin düşüncelerinin
un giorno sarai// bir gün olacaksın
tutto quello che speri// istediğin her şeyi

Şarkı sözleri için kaynak: Ekşi Sözlük
İlgili konu: Aşk-ı Memnu'daki Tango Şarkısı

24 Aralık 2009 Perşembe

Elimizdeki "Herşey" değil; "Her Şey"


Bu logo tanıdık geldi değil mi? Tanıdık gelmesi normal ve hatta istenen durum çünkü Sağlık Bakanlığı'nın H1N1 visürüne (domuz gribi) karşı bilinçlendirme amaçlı bastırdığı ve dağıttığı afişlerde yer alıyor. Bu afişleri bir sürü farklı yerde gördüm, demek ki dağıtımı başarılı bir organizasyon olmuş.
Gelgelelim Sağlık Bakanlığı'ndaki daha kendi ana dilini yazmaktan aciz kadrolar, afişte "her şey"i bitişik yazmışlar. Tükçe'de "herşey" diye bir sözcük yok. Hadi bunu yapan bilmiyordu, yanlış yazdı, bütün Türkiye'ye, okullara, hastanelere, özel kurumlara dağıtalacak bir afiş hiçkimsenin onayından geçmiyor mu? Müsteşarlar, bakanlar görmediler mi bu afişleri dağıtılmadan önce? Muhtemelen gördüler ama benim aldığım maaşın en az on katını alan, bir sürü akademik ünvanlara sahip sağlık bakanı ve diğer yöneticiler bu yanlışı göremediler.
Muhtemelen afişler dağıtıldıktan sonra Türkçe konusunda duyarlı vatandaşlar itiraz etmişlerdir, bu insanları uyarmışlardır ama sonuçta afişler geri toplatılmadı. Demek ki yaptıkları hatanın büyüklüğünü, vehametini de kavrayamıyorlar.

Ben Büyüdüm Dünya Küçüldü

Herkese aynısı oluyor mu bilmiyorum ama küçükken gözüme çok büyük görünen yerler ya da nesneler şimdi çok daha küçük görünüyor. Bunun sadece eskiden küçük bir bedendeyken şimdi daha büyük bir bedende olmamız gibi basit geometrik bir ters orandan kaynaklandığını düşünmüyorum. O zaman ayrıntıları görmüyormuşuz da keşfedecek daha çok yer ve şey varmış gibi geliyordu. Şimdi ise daha çok bilgimiz ve ilgimiz var, keşfedecek, öğrenecek daha az yerimiz ve şeyimiz var.

Birkaç yıl önce Yenipazar'a gittiğimizde benim ısrarımla sadece ana sınıfı ve birinci sınıfı okuduğum okula da uğradık. Zamanında o okulun bahçesi bana uçsuz bucaksız görünürdü. 20 küsür yaşımdaki halimle ise hayal kırıklığına uğradım. Ortalama bir okul bahçesinden çok daha büyük bir bahçeydi ama yine de öyle uçsuz bucaksız değildi işte. Okulun binaları da küçülmüş.

Bir de çocukken babamın gözünden dünyanın çok farklı göründüğünü düşünüyordum. İki katlı otobüsün üst katında en önünden yola, insanlara ve diğer araçlara yukarıdan bakmaya benzer bir duydu olmalıydı. Bazen sırf nasıl bir şey olduğunu anlayabilmek için koltukların tepelerine çıkıyordum ama işe yaramıyordu. Sadece babam beni kucağına aldığında o yükseklik duygusunu hissediyordum. Olay ayakların yerde kesilmesi herhalde. :) Şimdi babamdan birkaç santim daha uzunum. Diğer insanlardan daha uzun olup birazcık daha yukarıdan bakmak güzel bir duygu ve uzun olmanın somut getirileri de sayarak bitmez ama yine de çocukken o hayal ettiğim yükseklik hayalinden eser yok. Belli ki ben büyürken dünya küçülüyor bir yandan.

23 Aralık 2009 Çarşamba

4 Satırda 5 Fransızca Sözcük Öğrenme İmkanı

Aşk "amour"dur, "fer" demirdir, "air" hava;
Azizim "mon cher" demektir,
"Bonjour" ise merhaba,
Ha ha haaaa

Bu dörtlüğü, Didem'in okuldaki Fransızca öğretmeni her dersin başında söylermiş. Sondaki gülme efekti de öğretmenin tekerlemeyi her seferinde kahkahayla tamamlamasından. :)

Didem'e bu edebi eserden haberdar ettiği için teşekkür ediyorum. Nasıl ama? Dört satırda beş Fransızca sözcük öğrenmedik mi?

Erdil Yaşaroğlu - Tek Gün Pazartesi

Ulan zaten bir gün yaşıyoruz, o da pazartesine denk geldi.

15 Aralık 2009 Salı

Kocaoğlu'nun hedefi Kordon'da plaj keyfi

Kaynak: Radikal

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin 2010'da tamamlayacağı çalışmanın ardından İzmir Körfezi'nin dört bir yanında denize girilebileceğini söyledi.

Türkiye’nin üçüncü büyük kenti İzmir’in CHP’li Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, yıllarca koku sorunuyla boğuşan İzmir Körfezi’nin her yanında denize girilebileceğini söyledi. Kentin, Cannes, Nice, Rio de Janerio gibi bir kıyı şehri olacağını belirten Kocaoğlu, limana bir de kuruvaziyer limanının yapılacağını söyledi. Ege’nin lider kenti İzmir, en son DTP konvoyuna düzenlenen saldırıyla gündeme geldi. Kimi zaman ‘Gavur İzmir’ diye de anılan kentte büyük yatırımlara imza atılmaya başlandı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nin, 2010’un Mart’ında tamamlayacağı araştırmaların ardından Körfez’de hummalı bir çalışma başlayacak. Yıllarca koku ve kirlilik sorunuyla boğuşan körfezin çehresi de değişiyor. Körfez’in önce koku sorunu halledildi, şimdi de dibindeki çamur temizlenecek. Çalışmalar tamamlandığında da Körfez’in dört bir yanında denize girilebilecek. Dev tatil gemileri (kuruvazör) yeni yapılacak limana yanaşabilecek. Raylı sistem kenti baştan başa kuşatacak. İzmir, Expo 2015 fuarını Milano’ya kaptırdı ancak kentte geleceğe yatırım sürüyor. Geleceğin İzmir’ini Radikal’e anlatan Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, yeni yatırımlarla ilgili şunları dedi:

KARŞIYAKA’DAN DENİZE GİRİLECEK: Dokuz Eylül Üniversitesi, Mart 2010’da İzmir Körfezi’nin tüm zemin etüdlerini çalışmalarını, sismik araştırmalarını bitiriyor. Kruvaziyer yat limanının nerede yapılacağına, sürkülasyon kanalı yapmamız gerektiği konusundaki kararımızı bilimsel çalışmaların sonucuna göre vereceğiz. Bilinmezliğin giderilmesi gerekiyor. Körfezin bugüne kadar ayakta kalmasının nedeni körfezdeki su sirkülasyonudur. Körfezin güneyinde ciddi bir su sirkülasyonu var ancak bunu kuzeyde eski Gediz yatağı engelliyor. Buraya bir kanal yapılırsa sürkülasyon kendini tamamlayacak. 22 günde bir körfez suyunu yenileyecek. Bu hem suyun temizlenmesine, hem canlılığın artmasına, hem de denize girilmeyi sağlayacak. Konak, Karşıyaka, Alsancak’tan denize girilecek.

METROBÜS GELİYOR: Metro, belediyeyi devraldığımızda 11 kilometreydi. Biz bunu 100 kilometreye çıkarıyoruz. 90 kilometre raylı sistem projesi devam ediyor. 80 kilometresi 2010 Haziran’ında bitecek. Metro kuzey güney aksını, metrobüs ise doğu batı aksını bağlayacak. Bunlar bittiği zaman ulaşımda çok büyük bir yol alacağız. Ayrıca yeni arterler açıyoruz. Üç tramvay hattı planlıyoruz. 2014’e kadar bunları gerçekleştirince 2030 yılına kadar kentte toplu ulaşımı halledeceğiz. Ulaşım master planımız, nâzım imar planımız yapıldı ve bitti.

VALİLİK 162 DAVA AÇTI: Bazı bürokratlar kendiliklerinden, mevcut hükümete şirin görünmek için belli şeyler yapıyorlar. İl müdürlüğünde, bölge müdürlüğünde, genel müdürlükte vs.. Buralarda çeşitli problemler, kısıtlamalarla karşılaşıyoruz. Her kısıtlamayla karşılaştığımda biz gidip ikna edip mücadele ediyoruz. ‘Bu işi kentim için istiyorum’ diyerek sorunu aşmaya çalışıyoruz. İstanbul, Ankara ve Adana gibi illerde meslek odaları dava açar. İzmir’deyse Bayındırlık İl Müdürlüğü’nün önerisiyle valilik dava açaıyor. Meslek odalarının açtığı dava sayısı da beş yılda 12. İstanbul ve Ankara’da bu 50’nin üzerinde. Ancak Bayındırlık İl Müdürlüğü’nün kanalıyla hazırlanan raporlardan hareketle bize (İzmir Büyükşehir Belediyesi) açılan dava sayısı beş yılda 162.

KARŞIYAKA’YA OPERA BİNASI: Eski traleybüs salonunu Ahmet Adnan Saygılı konser salonu yaptık. Türkiye’de şu anda bir numaralı konser salonu. Karşıyaka’ya opera binası yapıyoruz. Projesi yarışmayla belirlenecek 25 bin metrakarelik opera binası Türkiye’nin en büyüğü olacak. Tüm beldelere çok amaçlı salonlar yapıyoruz. 38 beldeye spor salonu planlıyoruz. 16’sı bitti. Tarım yollarını asfaltlayan bir belediye Türkiye’de hiç duyulmuş mudur? 550 bin dönüm alanın yüzde 90’ını asfaltladık. Amaç ürünün değerini arttırmak, alıcıyı üreticiyle buluşturmak. Organik tarımı ve organize sanayi bölgelerini destekliyoruz.

TURİZM İÇİN KENT AKADEMESİ: Kentin zenginleşmesini turizm ve hizmet sektörü şemsiyesi altında gerçekleşeceğine inanıyoruz. Burada bir açılım gerekli. Yeni fuar alanı, yeni bir kongre merkezi yapıyoruz. ‘Kent Akademisi’ kuracağız. Burada yoğun bir programla, lise sonrası gençleri hizmet ve turizm sektörüne yetiştireceğiz. Bunlar sağlanınca Türkiye’nin büyük problemi olan işsizliği turizm ve hizmet sektörüyle giderileceğini düşünüyoruz.

KADİFEKALE TAŞINIYOR: Heyelan bölgesi olan Kadifekale’deki 2 bin 508 konutu taşıyoruz. Kadifekale’ye sadece ağaç dikeceğiz. Bu iş durmayacak şu anda birçok yerde kentsel dönüşüm yapıyoruz. ‘Yık gecekonduyu, yap sekiz katlı binaları’. Bu kent dönüşümü değil. Apartmanda yaşamaya hazır olmayanlar var. Buna göre formül geliştirmek gerekiyor. Şu anda belediyeler nasıl ulaşıma yatırımlarını yönlendiriyorsa, gelecekte yatırımların büyük kısmı kentsel dönüşüme ayrılacak.

EFEMÇUKURU’NDA MÜCADELE: Yasalar elverdiği ölçüde Efemçukuru’nda altın madenine karşı mücadele vereceğiz. Çünkü orada su kaynaklarımız var. Belkahve’deki taş ocakları taşındı, 40 yıllık sorun halledildi. Oralar ağaçlandırıldı. Pınarbaşı gibi diğer taşocaklarının bulunduğu yerleri de takip ediyoruz. Mavişehir’in koku sorunu bugün yarın düzelecek. Atık çamur ihalesinin eli kulağında.

‘Açılımı üç parti birlikte yapmalı’
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, kentte bir grubun kapatılan DTP’nin eski genel Başkanı Ahmet Türk’ü konvoyuna saldırılmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: “CHP lideri Deniz Baykal partinin politikasını her gün dile getiriyor. İzmir’de yaşanan olayı, bir siyasi partinin genel başkanına yapılan olayı hiçbir zaman tasvip etmedik ve etmeyiz de. ‘Açılım’ konusunda yöntem bu olmamalı. Özellikle AKP, CHP ve MHP’nin uzun çalışmalar ve araştırmalar sonucunda birlikte karar verecekleri ve arkasında birlikte duracakları bir yaklaşımla, birlikte projelendirerek, birlikte kamuoyuyla paylaşmaları gerekiyor. Bu yöntem gerçekleşmedi. Tekrar başa dönülebilir. Bu yapılırsa ülke büyük bir problemi aşabilir. CHP’nin içinde olmadığı, kırmızı çizgilerini söylemediği bir açılımın doğru olmadığını düşünüyorum.”

Gökdelenler yükselecek
İzmir, ülkenin toplam üretiminin yüzde 8.9’un GSYİH’nı (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) yüzde 7.5’ini karşılıyor. Çalışan 10 kişiden birini İzmirli şirketler istihdam ediyor. Kent merkezindeki 550 hektarlık Liman Arkası’nı gökdelenler bölgesi olarak planlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi bu projeyle 10 milyar dolarlık gayrimenkul yatırımı bekliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de ileri biyolojik arıtma sistemiyle arıtılan 500 milyon metreküp atıksuyun yüzde 45’i İzmir Büyükşehir belediyesi’nin tesislerinden geçiyor. Ayrıca 164 orman köyünün atıksu sorunu çözmek için arıtma tesislerini projelendirirken, deniz, nehir ve tarım alanlarını kirlilikten kurtaracak projeler için 200 milyon TL’lik yatırım planlandı. Belediye dokuz arıtma tesisinin yapımına başladı. Bunların üçü devreye girdi.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Devlet memurlarına 'Facebook' tavsiyesi

İşte Avustralya'yı bu yüzden seviyoruz. :)

Kaynak: ntvmsnbc.com

Avustralya Hükümeti, halkın görüş ve eleştirilerini toplamak adına kamu görevlilerinin Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlarda daha faal olması gerektiğini düşünüyor.

Avustralya Hükümeti, devlet memurlarını Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlarda yer almaları konusunda teşvik etme kararı aldı. Böylece devlet kurumlarıyla halk arasındaki bariyerlerin kırılması hedefleniyor.

Özel kuruluşlarda genellikle işten kaytarma yolu olarak görülüp kullanımı yasaklanan Facebook, Twitter gibi sosyal ağ muhabbetleri, Avustralya hükümeti için halkla ilişkiler aracı olarak görülüyor.

Yeni medya hakkında hükümetçe hazırlatılan taslak komisyon raporunda, kamu görevlilerinin sosyal ağları kullanarak hizmetler hakkında geri dönüş alması gerektiği belirtildi.

Raporda kamu çalışanlarının sosyal ağlarda, bloglarda ve web sitelerinde halkla birebir ilişkiye de girerek konuları tartışması ve halka yasalar, hizmetler, tasarılar vs. hakkında yorum yapma şansı verilmesi de önerildi.

8 Aralık 2009 Salı

Devletin İnternet Projeleri

"Anaposta Projesi" tamamlandığında her doğan bebeğe devlet tarafından 10 GB kapasiteli bir e-posta adresi verilecekmiş ve bu adres nüfus cüzdanına da yazılacakmış. Burada bir kaynak belirtmiyorum, google'da "anaposta projesi"ni aratırsanız konuyla ilgili gazete haberlerini bulabilirsiniz.

Devletin her vatandaşa bir e-posta adresi vermesi güzel bir hizmet. İnternet kullanımını artıracak ve e-devlet uygulamalarında da büyük engellerin aşılmasını sağlacak. (Çünkü bu e-posta zaten devlet tarafından verilmiş olduğundan resmi yazışmalar e-posta üzerinden yapılabilecek. Bu adrese yapılan gönderi kişiye tebliğ edilmiş kabul edilebilecek.)

Öte yandan bu kadar yasakçı ve izleme meraklısı bir devletin vereceği e-postayı da kimsenin özel yazışmalarda kullanacağını düşünmüyorum. Yapılan yazışmaların ya kasten izleneceği ya da cahillik sonucu bir güvenlik açığıyla okunabileceği herkesin endişesi olacak. Daha önce Milli Eğitim Bakanlığı bir sürü öğretmen adayının kimlik numaralarını listeler halinde internette yayınlamıştı hatırlarsınız. Yani kadroları eğitip bilinçlendirmeden bu tip uygulamaları düzgün bir şekilde işletmek her zaman zor.

E-posta hizmeti dışında bir yerli arama motoru ve bir yerli video paylaşım sistemi de hayata geçmeyi bekleyen projeler arasındaymış. Türk cumhuriyetleri ile Ortadoğu ülkelerinin de Türk e-posta, arama motoru, video paylaşım altyapılarını daha güvenilir bulacağı ve böylece milyonlarca kullanıcılı popüler bir ağ oluşacağı görüşü var.

Bütün bunların gerçekleştiğini görür müyüz bilmiyorum ama e-posta dışındaki hizmetlerin devlet eliyle verilmesi güzel bir şey değil. Bana Çin'i hatırlattı. Bunlar devletin görevi değil. Bana göre devlet internet kullanımını teşvik etmek istiyorsa internet erişiminin üzerindeki vergileri azaltmalı, ucuzlaması için önlemler almalı.

Konusu gelmişken; Türkiye, YouTube'un Türkiye'ye ofis açması için ısrar ediyor. Halbuki YouTube, ticari olarak önemi olan ülkelere ofis açıyor, o ülkeler kendisini zorunlu tuttuğu için değil. Gelir seviyesinin bu kadar düşük olup da internet erişiminin bu kadar pahalı olduğu bir ülkenin böyle bir site için ticari değer oluşturması çok zor. Nüfusu büyük ve genç bile olsa...

3 Aralık 2009 Perşembe

Gmail'in Yılbaşı Kartı Gönderme Hizmeti

ABD'de yaşayan tanıdıklarınız varsa ve adreslerini biliyorsanız ücretsiz olarak bir kartpostal gönderebilirsiniz. Gerçek, elle tutulan bir kartpostal; sanal değil yani. Gmail'in böyle bir hizmeti var. Bildiğiniz geleneksel posta yoluyla kartı sizin adınıza gönderiyorlar. Yapmanız gereken www.gmail.com/holidaycard adresine giderek formu doldurmak.

Yalnız formda gönderici için ayrıca bir kutu yok. O yüzden mesajınızı yazdığınız kısmın sonuna adınızı yazmak iyi bir fikir. Yoksa alıcı, kartın sizden geldiğini anlayamaz.

Kontenjan sınırlıymış, sonraya bırakmamak gerek. Bir de sayfanın altında bir not var. Girilen bilgilerin kaydedilmeyeceği, kartpostal gönderimi dışında hiçbir amaçla kullanılmayacağı yazıyor.

1 Aralık 2009 Salı

Milli Görüş Partilerine İsim Koyma Kılavuzu

Erbakan ve saz arkadaşlarının partileri genelde kapatılarak tarihe karışıyor. Onlar da yenisini kuruyorlar ama ders almıyorlar herhalde ki o yeni kurulanlar da kapatılıyor. Bu nedenle yeni parti ismi bulma konusunda uzmanlaşmış oldukları görülüyor. Ben de bu isim koyma sürecini kılavuzlaştırdım. (Milli Selamet Partisi tüm şartları sağlamıyor ama ondan sonrakilerde tam bir istikrar sağlanmış durumda.

1- "X Partisi" şeklinde sade ve iki sözcükten oluşan bir isim olmalı.
2- X sözcüğü asla Öztürkçe bir sözcük olmamalı.
3- X sözcüğü doğu dillerinden Türkçe'ye geçmiş bir sözcük olmalı.
4- X sözcüğü Türkçe'nin büyük ünlü uyumuna uymamalı.
5- X sözcüğünün evrensel olarak kabul edilmiş olumlu bir anlamı olmalı. Yani partinin icraatlarıyla içi boşaltılabilecek bir kavram olmalı.

Örnekler: Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi, Saadet Partisi...