24 Ocak 2012 Salı

19 Yıl Oldu

Uğur Mumcu öldürüleli 19 yıl oldu. Son bir yıl içinde de katillerinin bulunması konusunda hiçbir ilerleme olmadığı için sadece geçen yılki yazıma link veriyorum: 18 Yıl Oldu

10 Ocak 2012 Salı

Dünya Güzeli İstanbul'un Çirkin Yüzü: Trafik

Gökçen Karaca'nın İstanbul trafiğiyle ilgili güzel yazısını buraya taşıyorum.

Dünya Güzeli İstanbul'un Çirkin Yüzü: Trafik

İstanbul ve trafik! Kabus gibi bir kombinasyon! Yurtdışında yaşıyorum ve Türkiye'de senede 1 hafta ya geçiriyorum ya da geçirmiyorum. Yılbaşı tatilinde İstanbul'a gelip ailemi ve elimden geldiğince arkadaşlarımı görmeye çalıştım. 4 senedir İstanbul'a yılda 1 kere gelip insan görme maratonu yapıyorum; arabayla oradan buraya koşuşturmacalı, dinlenmesi az tatil yapıyorum. Beni bu yazıya itmeye neden olan şey ise ilk defa İstanbul'un trafiğinin önümde kocaman bir engel olarak durmasıydı.



Tamam, kabul ediyorum trafik dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul için yeni bir şey değildi, hep vardı. Senelerim sabahın köründe kalkıp köprüyü geçmekle geçmiş olmasa da İstanbul'da çalıştığım sürece her iş günü köprüyü geçtim. Demek istediğim bünyemde trafiğe karşı bağımlılık var. Ama bu sefer tecrübe ettiğim başka bir şeydi. Arkadaşlarım diyorlardı "İstanbul'da trafik çok kötü oldu" ben de "yapmayın daha ne kadar kötü olabilir ki?" diye cevap veriyordum. Gerçekten dedikleri kadar varmış.

Nüfusu 15 milyona yaklaştığı söylenilen mega kentin trafik problemi metrobus ve birkaç tünelle çözülecek cinsten hiç değil. Trafikteki en büyük problemlerden birinin saygısızlık ve eğitimsizlik olduğu ap açık ortada. İstanbul'da trafik yağmur ormanında hayatta kalma savaşı gibi "yol verilmez, yol alınır". Kuralsızlığın kendi kurallarını yaratmış olması gerçekten içler acısı. Eskiden de böyleydi yeni bir şey değil ama unutmuş olmamdan dolayı alışmam biraz zaman aldı. Eğitimsiz sürücülerin arasında hayatta kalma savaşı verdim. Bu eğitimsiz sürücüler sadece kendi malını ve canını tehlikeye atmakla kalmayıp çevrelrinide riske atıyorlar.

5-10 kilometrelik normal şartlarda 15-30 dakika arasında geçilecek yolun 2 saat 45 dakikada alabilmiş olmam tatilimin en tatsız anıydı herhalde; direksiyonu ısırdığımı hatırlıyorum! Benzinin litresinin 4.5 liraya yaklaşmış olduğu bir ülkede böylesine bir araba kullanımı beni hayrete düşürdü. Ama mega kent İstanbul'un toplu taşımasının daha yol alması gerekiyor ki insanlar arabalarını rahatlıkla bırakabilsin. Londra, toplu taşımanın kolay olduğu bölgesinde aşırı trafik sıkışıklığını 'sıkışıklık ücreti' uygulamasını başlatarak rahatlattı. Sistem kameralar sayesinde kusursuz işiyor; belirlenen sıkışık olan bölgeye arabanızla girmek istiyorsanız günlük £10 ödemek zorundasınız. Bu sayede gerçekten işi olmayan insanlar arabalarını almayıp toplu taşımayı kullanıyorlar. Benzeri bir uygulama Türkiye'de yapılabilir eminim uygulama trafiği yoğun olan bölgelerde trafiği azaltacaktır.

Bir de arabalarını şuursuzca park edenlerden dolayı ara sokakların sıkışmasına neden olanlar var ki çare bulmak zor. İsparktan kaçıp 2 kuruş hesabı yapıp arabalarını kurallara tamamen aykırı park edip yolları engelleyenler var. Anlıyorum para ödemek istemiyorlar ama başka insanların o yolları kullanmaları gerektiğini unutuyorlar. Kırmızı ışıklar ise başka bir karnaval. Düşünün sola dönüş yapacaksınız ama aynı zamanda soldan yol geliyor ve karşıya geçiş yapıyorlar. Sola dönmek uğruna yeşil veya sarı yanarken ilerlemeyen trafikte sürüye katılırsanız soldaki trafikte bulunan adam karşı tarafa asla gidemez! Bu senaryoda Mecidiyeköy'de tam 1.5 saat harcadım. Sola dönmeye çalışan trafik hep önümüzü kapattı karsıdaki yola ulaşamadım da ulaşamadım! Sonunda bir polis geldi ve sorunu çözdü (zorlanarak).

Peki, nasıl düzelir bu eğitimsiz trafik insanları? Ağır cezalarla. Parayla canını yakarsanız insanların eğitim hızı çok artar. Yanlış yerlere park edenlerden, saçma sapan sert şerit değiştirenlere kadar hepsine cezaları acımadan keserseniz bakın bakalım yaptıklarını bir daha yapıyorlar mı?

Kaynak: Brandlife

3 Ocak 2012 Salı

Planlanan Otoyollar

Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılına kadar tamamlanması planlanan çok sayıda otoyol var. 2012'ye girdik, çok zaman kalmadı. Bakalım 2023 yılında bu yolların kaçını kullanıyor olacağız? Ya da herhangi birini kullanıyor olacak mıyız?


2023 yılına kadar yapılması planlanan otoyollar:

1- Gebze-İzmir Otoyolu: 421 kilometre uzunluğundaki otoyol, Gebze’den başlayacak ve Bursa, Savaştepe üzerinden İzmir’e ulaşacak.

2- Kuzey Marmara Otoyolu: 361 kilometre uzunluğundaki otoyol, Adapazarı’ndan başlayacak, İstanbul Boğazı’nı yapımı planlanan 3. boğaz köprüsüyle geçerek Kınalı’ya ulaşacak ve mevcut otoyola bağlanacak.

3- Tekirdağ-Çanakkale -Balıkesir Otoyolu: 433 kilometre uzunluğundaki otoyol, Trakya’yı Ege’ye bağlayacak. Edirne’den başlayacak otoyolun Çanakkale Boğazı’nı köprü ile geçmesi ve Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde Gebze-İzmir Otoyolu ile birleşmesi amaçlanıyor. Ayrıca otoyolun Tekirdağ Malkara’dan İpsala sınır kapısına ve ayrıca Kınalı’dan Kuzey Marmara Otoyolu’na da bağlanması planlanıyor.

4- Aydın-Denizli-Antalya Otoyolu: 335 kilometre uzunluğundaki otoyolun tamamlanmasıyla İstanbul, Bursa, İzmir ve Aydın’dan Antalya’ya otoyol ile kesintisiz ulaşım sağlanacak.

5- Ankara-İzmir Otoyolu: 549 kilometre uzunluğundaki otoyol, Ankara’dan başlayacak ve Eskişehir üzerinden İzmir’e ulaşacak.

6- Sivrihisar-Bursa Otoyolu: 202 kilometre uzunluğundaki otoyol, Eskişehir ile Bursa’yı birbirine bağlamanın yanı sıra, Ankara-İzmir Otoyolu ile Gebze-İzmir Otoyolu’nu da birbirine bağlayacak.

7- Ankara-Kırıkkale-Delice Otoyolu: 120 kilometre uzunluğundaki otoyol, mevcut Ankara-İstanbul otoyolunun kuzey ve doğuya açılan kapısı olacak.

8- Afyon-Burdur-Antalya ve Çevre Otoyolu: 345 kilometre uzunluğundaki otoyol, Eskişehir Seyitgazi’nin Kırka Beldesi’nden Ankara-İzmir otoyoluna bağlanacak. Böylece, otoyol ile Ankara’dan Antalya’ya ulaşım da mümkün olacak.

9- Ankara-Pozantı Otoyolu: 287 kilometre uzunluğundaki otoyol, Ankara’yı, Niğde üzerinden mevcut otoyol ile birleşerek Mersin, Adana ve Hatay’a bağlayacak.

10- Şanlıurfa-Habur Otoyolu: 360 kilometre uzunluğundaki otoyol, Şanlıurfa’dan Mardin üzerinden Habur’a uzanacak.

11- İstanbul ve Ankara’yı İran ve Kafkasya’ya bağlayacak otoyol: 1200 kilometre uzunluğundaki otoyol, mevcut Ankara-İstanbul otoyolunun Gerede kavşağından başlayacak ve Amasya, Erzincan, Erzurum ve Ağrı üzerinden Gürbulak sınır kapısına ulaşacak. Ayrıca Samsun’u Ankara’ya bağlayacak bir otoyol da bu proje kapsamında inşa edilecek.

12- Şanlıurfa-Diyarbakır Otoyolu: 160 kilometre uzunluğundaki otoyol tamamlandığında Diyarbakır, Şanlıurfa üzerinden hem Habur sınır kapısına hem de Adana ve Mersin’e bağlanacak.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Özgür Yıllar!

Uykusuz dergisi, AKP'nin uygulamaları altında ezilen bizler için yeni yılda en çok ihtiyacımız olan şeyi iyi tespit etmiş. Ben de ülkemizin AKP kabusundan uyanacağı, herkesin özgür bir yaşam sürebileceği bir yıl diliyorum.

Uykusuz Dergisi 2011 yılının son kapağı
ÖZGÜR YILLAR!
Hohohoo! Noel baba hapiste tutuklu parmaklıklar arkasında

30 Aralık 2011 Cuma

Postcrossing

Her ne kadar her şeyin internet versiyonuna, sanal olanına yönelsem de mektup gönderme ve alma konusunda eski usülü de çok seviyorum. Posta kutumda fatura dışında bir şey bulmak ya da insanlara bir şeyler göndererek onları mutlu etmek fikri hoşuma gidiyor.

Australia Post'un ünlü mektup reklamı

Sydney'deyken bana cevap yazacağını düşündüğüm kişilere mektup gönderiyordum. Halbuki bu kişilere saniyeler içinde e-posta da gönderebilirdim ama işte o posta kutunda bir zarf, bir kart bulmanın mutluluğu bambaşka.

Askerdeyken de zaten iletişim kanalları çok kısıtlı. E-posta yok, SMS yok, sadece telefon ve mektup var. Geçirilmesi gereken uzun bir zaman da var. Her boşlukta devamlı birilerine mektup yazıyordum. Zaten PTT, askerlerin gönderdikleri mektuplardan ücret almıyor. Mektubumu yazıp zarflayıp ilgili askere veriyordum. Askerdeyken sevdiğin birinden mektup almak, dışarıda almaktan 10 kat daha değerli. Askerde yakınınız, arkadaşınız varsa adresini öğrenip mektup göndermenizi öneririm. Büyük moral olacağına eminim.


Geçen gün çok güzel bir siteye denkgeldim: Postcrossing.com. Bu siteye üye olduğunuzda dünyanın bir ucundaki hiç tanımadığınız birine kartpostal göndererek onu mutlu etme imkanınız var. Aynı şekilde size de hiç beklemediğiniz yerlerden, hiç tanımadığınız insanlardan kart geliyor.

Kart göndermek istediğinizde siteden bir adres talep ediyorsunuz. Site de size rastgele bir üyenin adını, adresini veriyor. Bir de göndereceğiniz kart için kod veriyor. O kodu da bir köşeye yazarak kartınızı gönderiyorsunuz. Sizin kartınız karşıdaki kişiye ulaştığında o kişi siteye o kartı aldığına dair teyit veriyor. Bunun üzerine sizin adresiniz de sistemde adres havuzuna giriyor ve bir başka üyeye vereiliyor. O kişi de size kart gönderiyor. Sitenin geneli İngilizce ancak sistemin işleyişini anlatan Türkçe bir sayfa var: http://www.postcrossing.com/about/TR

Sitede başka ayrıntı özellikler de var. Mesela size ulaşan kartpostalı tarayarak siteye yüklüyorsunuz, böylece bir kartpostal arşivi oluşuyor. O ayrıntı kısımları siteye üye olduğunuzda görebilirsiniz.

Bu yazının yazıldığı anda site üzerinden 9.6 milyondan fazla kartpostal gönderilmiş durumdaydı ve sitenin 201 ülkeden 275000'den fazla üyesi bulunuyordu.

Postcrossing'in Türkiye İstatistikleri

Türkiye'den 3809 üye var ve Türkiye'den 61500 kart gönderilmiş.

Eğer eski usül postayı seviyorsanız ve bu iş için ayıracak zamanınız varsa üye olup denemenizi öneririm.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Buski Ne İş Yapar?

Ben Bursa'da belediyenin vermediği hizmetlerden isyan ettikçe çevremdeki Bursalı arkadaşlar "burası Türkiye, sanki başka şehirde durum farklı" diyorlar. Yanılıyorlar çünkü İzmir'de belediye hizmetleri gerçekten iyi. Lafı fazla dolandırmadan gündemimdeki sadece bir konudan örnek vereceğim.



İki haftadır cumartesi günleri saat 12.00'de suyumuz birden kesiliyor. Hemen Buski'nin sitesindeki su kesintileri bölümüne bakmak için harekete geçiyorum ama Buski'nin sitesi çoğu zaman açılmıyor. 185'i arıyorum. Türkçe'yi takriben 2.5 yıl önce öğrenmiş bir amca açıyor telefonu. "Suyumuzu haber vermeden kestiniz yine" diyorum, "saat 3'te verilecek" diyor. Söylediğim cümleye ve aldığım cevaba dikkatinizi çekiyorum. :) "Tamam, 3'te verilecek de hiç haber vermiyorsunuz kesmeden önce" diyorum. Birkaç saniye afalladıktan sonra "basına duyuruldu" diyor. Karşımdakinin beni tatmin edecek cevapları vermekten yoksun olduğunu anlıyorum ve "teşekkürler, iyi günler" diyerek telefonu kapatıyorum. Karşımdaki ayı hiçbir şey demeden telefonu kapatıyor.

İnsan birçok soruyu haykırmak istiyor. İlk aklıma gelen: "Basına bilgi verene kadar önce kendi sitenizdeki su kesintileri bölümüne koysanız daha iyi değil mi?"

http://www.adanzyehaber.com/haber/nilufer-de-su-kesintisi-68907.html

Basında gerçekten var mı diye bir arama yapıyorum ve karşıma hayatımda duymadığım A'dan Z'ye Haber sitesi çıkıyor sadece. Amca doğru söylemiş; gerçekten de Türk internet kullanıcılarının haber almadaki ilk tercihleri olan medya devi A'dan Z'ye Haber sitesinde su kesintisi haberi verilmiş. Şimdi açıklamanın ayrıntılarına girelim:

Nilüfer’de Su Kesintisi
Bursa Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ) tarafından Nilüfer ilçesinde zaman zaman su kesintisi yapılacak.
BUSKİ yetkililerinin açıklamasına göre, kanalizasyon ve yağmur suyu çalışması yapılacağı için Odunluk Mahallesi’nde Karamanlı, 717., 720. ve muhtelif sokaklarda 24 Aralık Cumartesi (yarın) ile 20 Ocak Cuma tarihleri arasında; İhsaniye Mahallesi’nde de Turan, Hayat, Kurtuluş, Şenkal, 4. İsimsiz ile muhtelif sokaklar ve Fatih Caddesi üzerinde 24 Aralık Cumartesi (yarın) ile 20 Şubat Pazartesi tarihleri arasında zaman zaman su kesintisi yapılacak.


Bir kere sayılan mahalleler içinde benim mahallem geçiyor ama benim sokağım/caddem geçmiyor. Hadi onu geçtim de "24 Aralık Cumartesi (yarın) ile 20 Şubat Pazartesi tarihleri arasında zaman zaman su kesintisi yapılacak" ne demek ya? İki aylık bir periyod içinde kafamıza göre kapatıp açacağız, demek istiyor. Bunun "önümüzdeki 20 yıl içinde 176 kere su kesintisi olacaktır" demekten ne farkı var? Ama sevgili Bursa Büyükşehir Belediyesi, merak etme sana küfretmiyorum, bu A.K. Partisine oy vermek suretiyle sana görev verenlere küfrediyorum.

Yani sonuç olarak 20 Şubata kadar bizim suyumuz her an kesilebilir ve Buski de bunu "zaman zaman" ifadesiyle bize önceden haber vermiş olacak. Tam 2011 yılına yakışır çağdaş bir belediyecilik örneği.

Peki İzmir'de bu işler nasıl yürüyor? Bir kere internet Türkiye'ye girdiğinen beri İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bir maille haber verme sistemi var. Mail adresinizle kayıt oluyorsunuz, size sadece oturduğunuz ilçeyi ilgilendiren haberler geliyor. Su kesintisini falan nedeni ve saatiyle birkaç gün önceden adam gibi öğreniyorsunuz. (Balçova'da 12 yıl boyunca iki kere su kesildiğini hatırlıyorum, ikisinde de önceden haberimiz oldu.)

Şimdi aynı hizmeti SMS yoluyla da vermeye başlamışlar (ücretsiz).


Bu bahsettiğim örnek, onlarca konudan sadece biri. Bursa Büyükşehir Belediyesi, zaten vergisini ödediğimiz hizmetleri fahiş fiyatlarla vatandaşa sunarken karşılığında pek hizmet falan vermiyor. İzmir'de kendimin bu tür şikayetleri olmadığı gibi çevremde kimseden de duymadım. Bizim İzmir'de tek derdimiz ulaşım sorunudur, o da Türkiye'nin en yaygın şehiriçi demiryolu ağıyla zamanla çözülecek inşallah. Bursa'da ulaşım nasıl? Tek cümle: "Araban yoksa öl, daha iyi." Bu da başka bir yazının konusu olsun.
İZSU Cebinizde! Daha önce e-Posta ile duyurulan planlı su kesintileri bilgisi artık cebinizde… üstelik ücretsiz (*)... TC Kimlik Numarası telefon sahibine ait olmalıdır. Diğer taraftan su aboneliğinin kişi üzerine olması gerekmemektedir. İZSU Mobil Bilgilendirme Servisi ile planlı veya borç nedeniyle gerçekleştirilecek su kesintilerini, borç ve ödeme bilgilerinizi artık telefonunuzdan da öğrenebileceksiniz. Su kesintilerini öğrenmek için e-Postalarınızı artık sürekli kontrol etmenize gerek yok. 3599 nolu servisimizden yararlanın, planlı veya borç nedeniyle yapılacak su kesintilerini önceden öğrenerek önlemlerinizi alın ve susuz kalmayın…

22 Aralık 2011 Perşembe

Gmail'de İmzanın Yeri

Gmail'in rakipleriyle karşılaştırılamayacak işlevsellikteki bir sürü özelliğine rağmen kullanmaya başladığımdan beni rahatsız eden bir yanı vardı. Sıfırdan yeni bir mail yazmıyorsanız, başkasından gelen bir maili iletiyor veya yanıtlıyorsanız sizin imzanızı kendi yazdığınız kısmın altına değil de taaa tüm yazışmanın en altına ekliyor. Bunun mantığı nedir bilmiyorum. Birinden bir mail geldiğinde imzasını hemen yazdıklarının altında görmeyi beklersiniz, sayfalarca yazışmanın en altına gidip bakmazsınız ki.

Diğer e-mail uygulamlaarında olduğu gibi Gmail'de imzanızı yazdıklarınızın hemen altına getirmenin bir yolu var.

Sağ üstteki çarka tıklayıp "Posta Ayarları"na girin.

"Labs" sekmesine tıklayın.

Aşağılarda "İmzanızı düzenleyin" seçeneğini bulun ve etkinleştirin yanındaki düğmeye tıklayarak sayfanın en altındaki "Değişiklikleri Kaydet"e tıklayın.

Bu özellik, imzanızı yanıtta alıntılanan metnin önüne yerleştirmenin yanısıra imzanızdan önce görüntülenen "--" satırını kaldırır.

Hazır Labs sekmesine girmişken birçok değişik seçeneği kendi isteğinize göre düzenleyebilirsiniz.

20 Aralık 2011 Salı

Ben Masumum

Her yaz Karaburun İskele'deki seyyar kitapçıdan bir sürü kitap alırız. Hatta Gökçe ucuz bulmuşken seriler falan alır, her yaz en az 10 kitapla döneriz. Kitap canavarı, onları değil bütün kış okumak, 29 ekimde bitirmiş olur.

Geçen yaz Andaç'ın benim ilgimi çekeceğini düşünerek gösterdiği bir kitabı da ben kendime aldım. Steve Jobs'ın hayatını ve işini anlatan küçük bir cep kitabıydı. Kitabı aldığımız gün Steve Jobs sağlık nedenleriyle Apple'daki görevinden ayrıldığını duyurdu.

Steve Jobs

Kitaba hemen Karaburun'da başlamadım. Tatilden döndük, bir ay geçti. Bir akşam kitabı elime alıp okumaya başladım. Ertesi sabah da Steve Jobs'ın öldüğünü öğrendim.

Geçen gün de Kuzey Kore'nin diktatörü Kim Jong-il öldü. Akşamına izlediğim How I Met Your Mother dizisinin 5. sezonunun 23. bölümünde de bu adam üzerinden yapılan bir espri vardı. Değil Kim Yong-il'in, ülkesinin adı bile pek anılmazken tam öldüğü günde izlediğim bölümde adının geçmesine şaşırdım.

Kim Jong-il

26 Kasım 2011 Cumartesi

Yiğit Özgür - Kodes

Bu karikatürü sevgili Hülya gönderdi. Uykusuz'da gözden kaçırmışım ya da unutmuşum. Bir monopoly sever olarak baya güldüm.


Faik Abi yardım et! Kodese attılar beni! Ulan bunun için mi aradın, iki el bekleyip çıkarsın noolacak. Hadi bay bay. Yaktın beni monopoli!

21 Kasım 2011 Pazartesi

Sergi Fotoğraflarım

Artık sergi kapandığına göre ORFOT Karma Fotoğraf Sergisi'nde sergilenen iki ftoğrafımı burada yayınlayabilirim. Yalnız eleştirirken acımasız olmayın, çünkü hiçbir iddiam yok zaten; daha yoluın en başındayım.




İlgili yazılar:
ORFOT Karma Fotoğraf Sergisi
Medyada ORFOT Karma Fotoğraf Sergisi

Bağlantı